Blog Sayfası

Anasayfa » Blog Sayfası

11- Obsesyon ve Kompulsiyon Arasındaki Fark: OKB’yi Anlamanın İlk Adımı

“Ya kapıyı kilitlemediysem?”, “Ellerim yeterince temiz değilse?”, “Aklımdan böyle bir düşünce geçtiğine göre kötü biri olabilir miyim?”

Bu tür düşünceler zaman zaman herkesin zihninden geçebilir. Ancak düşünce sürekli geri geliyor, yoğun sıkıntı yaratıyor ve kişi rahatlayabilmek için belirli davranışları ya da zihinsel ritüelleri tekrar etmek zorunda hissediyorsa obsesif-kompulsif bir döngüden söz etmek mümkün olabilir.

Obsesyon ve kompulsiyon kavramları günlük dilde sıkça birbirinin yerine kullanılsa da aynı şeyi ifade etmez. Obsesyon, zihne istemeden gelen ve kişide sıkıntı oluşturan düşünce, dürtü veya imgedir. Kompulsiyon ise çoğunlukla bu sıkıntıyı azaltmak ya da korkulan bir sonucu engellemek amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemdir.

Anahtar Kelimeler: Obsesyon nedir, kompulsiyon nedir, obsesyon ve kompulsiyon arasındaki fark, OKB belirtileri, obsesif kompulsif bozukluk, DSM-5 OKB kriterleri, zihinsel kompulsiyonlar

Obsesyon Nedir?

Obsesyonlar; kişinin isteği dışında zihnine gelen, tekrarlayan ve çoğunlukla rahatsız edici bulunan düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Kişi genellikle bu zihinsel içeriği yok saymaya, bastırmaya ya da başka bir düşünce veya davranışla etkisizleştirmeye çalışır.

Sık karşılaşılan obsesyon örnekleri arasında şunlar yer alabilir:

  • Mikrop kapma veya kirlenme korkusu
  • Birine istemeden zarar verme düşüncesi
  • Kapıyı, ocağı ya da elektrikli bir cihazı açık bırakmış olma kuşkusu
  • Eşyaların tam, simetrik veya “doğru” biçimde durması gerektiği hissi
  • İstenmeyen cinsel, saldırgan, dinsel ya da ahlaki düşünceler
  • Bir hata nedeniyle kötü bir olaydan sorumlu olma korkusu

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, düşüncenin içeriği ile kişinin gerçek isteğinin aynı şey olmamasıdır. İstenmeyen saldırgan bir düşüncenin zihne gelmesi, kişinin bunu yapmak istediğini veya gerçekleştireceğini göstermez. Obsesyonları zorlayıcı kılan şey çoğu zaman düşüncenin kendisinden çok, kişinin bu düşünceye yüklediği anlamdır.

Örneğin kişi, “Birine zarar verirsem?” düşüncesini yalnızca rahatsız edici bir zihinsel olay olarak değil, tehlikeli biri olabileceğinin kanıtı olarak yorumlayabilir. Bu yorum kaygının artmasına ve düşünceden kurtulmak için çeşitli ritüellere başvurulmasına yol açabilir.

Kompulsiyon Nedir?

Kompulsiyonlar ya da zorlantılar, kişinin bir obsesyona tepki olarak veya katı biçimde uygulanması gerektiğini düşündüğü kurallara göre gerçekleştirdiği tekrarlayıcı davranışlar ve zihinsel eylemlerdir.

Kompulsiyonların amacı genellikle haz almak değildir. Kişi bu davranışları çoğu zaman kaygısını azaltmak, kendisini güvende hissetmek veya korktuğu bir olayın gerçekleşmesini önlemek için yapar. Ancak davranışın korkulan durumla gerçekçi bir bağlantısı bulunmayabilir ya da yapılan işlem durumun gerektirdiğinden belirgin ölçüde fazla olabilir.

Yaygın kompulsiyon örnekleri şunlardır:

  • Elleri tekrar tekrar yıkamak
  • Kapıyı, ocağı veya elektrikli cihazları defalarca kontrol etmek
  • Eşyaları belirli bir sıraya göre dizmek
  • Belirli sayılarda saymak ya da hareketleri tekrar etmek
  • Bir duayı, sözcüğü veya cümleyi zihinden tekrarlamak
  • Aynı soruyu farklı kişilere sorarak tekrar tekrar güvence aramak
  • Geçmişte yaşanan bir olayı zihinde ayrıntılı biçimde incelemek

Kompulsiyonlar kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Fakat bu rahatlama çoğu zaman kalıcı olmaz. Kişi davranışı yaptığında kaygısının azaldığını fark ettiği için aynı kuşku ortaya çıktığında ritüeli yeniden uygulama eğilimi gösterebilir. Böylece obsesyon ve kompulsiyon birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir.

Obsesyon ve Kompulsiyon Arasındaki Temel Fark

Kısaca ifade etmek gerekirse:

  • Obsesyon, zihne istemeden gelen düşünce, dürtü veya imgedir.
  • Kompulsiyon, obsesyonun yarattığı sıkıntıyı azaltmak için gerçekleştirilen davranış ya da zihinsel ritüeldir.
  • Obsesyon çoğunlukla kaygıyı artırır.
  • Kompulsiyon kısa süreli rahatlama sağlayabilir.
  • Bu geçici rahatlama, davranışın tekrar edilmesine ve döngünün sürmesine katkıda bulunabilir.

Örneğin evden çıkan bir kişinin zihnine “Ya ocağı açık bıraktıysam?” düşüncesi gelebilir. Bu düşünce obsesyon niteliği taşıyabilir. Kişinin eve dönerek ocağı tekrar tekrar kontrol etmesi, fotoğrafını çekmesi veya bir yakınına sürekli olarak “Kapalı olduğundan emin misin?” diye sorması ise kompulsif işlev görebilir.

Kompulsiyonlar Her Zaman Dışarıdan Görülür mü?

Hayır. Kompulsiyon denildiğinde çoğu kişinin aklına el yıkamak veya kapı kontrol etmek gibi gözle görülebilen davranışlar gelir. Oysa bazı kompulsiyonlar tamamen zihinsel olabilir.

Kişi içinden belirli sözcükleri tekrarlayabilir, kötü bir düşünceyi “iyi” bir düşünceyle etkisizleştirmeye çalışabilir, geçmişte yaptığı bir davranışı saatlerce analiz edebilir veya kötü bir olayın gerçekleşmediğinden emin olmak için zihinsel kanıtlar arayabilir.

Bu nedenle dışarıdan yalnızca “çok düşünüyor” gibi görünen bir kişinin zihninde yoğun bir ritüel döngüsü bulunabilir. “Saf obsesyon” veya “Pure O” olarak adlandırılan durumlarda da görünür davranışlar sınırlı görünse bile zihinsel kompulsiyonlar ve güvence arama davranışları eşlik edebilir.

DSM-5-TR’ye Göre Obsesif Kompulsif Bozukluk

DSM-5-TR’ye göre Obsesif Kompulsif Bozukluk tanısının temelinde obsesyonların, kompulsiyonların veya her ikisinin bulunması yer alır.

Obsesyonlar genel olarak:

  • Tekrarlayıcı, ısrarcı, istenmeyen düşünce, dürtü veya imgelerin yaşanması,
  • Kişinin bu içerikleri bastırmaya, görmezden gelmeye veya başka bir düşünce ya da davranışla etkisizleştirmeye çalışması

özellikleriyle değerlendirilir.

Kompulsiyonlar ise:

  • Kişinin bir obsesyona tepki olarak veya katı kurallara göre yapmak zorunda hissettiği tekrarlayıcı davranış ya da zihinsel eylemler,
  • Bu davranışların sıkıntıyı azaltmaya veya korkulan bir sonucu önlemeye yönelmesi; ancak amaçlanan sonuçla gerçekçi biçimde bağlantılı olmaması ya da belirgin ölçüde aşırı olması

şeklinde ele alınır.

Bununla birlikte obsesyon veya kompulsiyonların bulunması tek başına OKB tanısı için yeterli değildir. Belirtilerin kişinin zamanının önemli bir bölümünü alması —DSM-5-TR’de genellikle günde bir saatten fazla sürmesi örnek verilir— ya da belirgin sıkıntıya ve sosyal, akademik, mesleki veya diğer önemli işlev alanlarında bozulmaya yol açması beklenir.

Ayrıca belirtilerin bir madde, ilaç veya başka bir sağlık durumunun fizyolojik etkileriyle daha iyi açıklanmaması ve başka bir ruhsal bozukluğun belirtilerinden ayrılması gerekir. Tanı, belirtilerin içeriğinden çok süresi, işlevi, oluşturduğu sıkıntı ve kişinin yaşamındaki etkisi değerlendirilerek konur.

Her Tekrarlayan Düşünce veya Davranış OKB midir?

Bir kişinin düzenli olması, masasındaki eşyaları belirli bir sıraya koyması veya evden çıkarken kapıyı bir kez kontrol etmesi tek başına OKB anlamına gelmez.

Günlük alışkanlıklar genellikle esnektir. Kişi gerektiğinde davranışı erteleyebilir veya yapmadan devam edebilir. Kompulsiyonlarda ise davranışı gerçekleştirmemek belirgin kaygı yaratabilir ve kişi ritüeli tamamlamak zorunda hissedebilir.

Benzer şekilde insanların çoğu zaman zaman istenmeyen düşünceler yaşayabilir. Klinik değerlendirmede düşüncenin yalnızca varlığına değil;

  • Ne kadar sık tekrar ettiğine,
  • Kişide ne kadar sıkıntı oluşturduğuna,
  • Ne kadar zaman aldığına,
  • Kaçınma ve ritüellere yol açıp açmadığına,
  • Günlük yaşamı ne ölçüde etkilediğine

bakılır.

Bu nedenle internet üzerindeki belirti listeleri fikir verebilse de tek başına tanı aracı olarak kullanılmamalıdır.

Düşünce-Eylem Kaynaşması

OKB’nin bilişsel açıklamalarında dikkat çeken kavramlardan biri “düşünce-eylem kaynaşmasıdır.” Bu kavram, kişinin bir olayı düşünmenin o olayın gerçekleşme ihtimalini artırdığına veya kötü bir düşünceye sahip olmanın o davranışı yapmak kadar ahlaki açıdan yanlış olduğuna inanmasını ifade eder.

Örneğin bir kişinin zihninden sevdiği birine zarar verme düşüncesinin geçmesi, “Bunu düşündüğüme göre kötü biriyim” şeklinde yorumlanabilir. Düşünceye verilen bu anlam kaygıyı artırabilir; kişi ardından düşünceyi etkisizleştirmek için dua etme, kontrol etme, kaçınma veya güvence arama gibi davranışlara yönelebilir.

Buradaki temel nokta şudur: Düşünceler zihinsel olaylardır; tek başına niyetin, karakterin veya gelecekteki davranışın kanıtı değildir.

OKB Sadece Temizlik Takıntısından mı Oluşur?

OKB’nin en bilinen görünümü kirlenme obsesyonları ve temizlik kompulsiyonlarıdır. Ancak klinik tablo bununla sınırlı değildir.

Zarar verme, ahlaki veya dinsel kuşkular, cinsellikle ilgili istenmeyen düşünceler, ilişkiyle ilgili bitmeyen sorgulamalar, simetri ihtiyacı, hastalık korkuları ve geçmişte hata yapmış olma endişesi de obsesif-kompulsif belirtilerin içeriğini oluşturabilir.

Belirtilerin konusu zaman içinde değişebilir ve stresli dönemlerde yoğunluğu artabilir. Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, COVID-19 döneminin ruhsal etkilerini değerlendirdiği editöryel yazısında temizlik obsesyonlarının öne çıkabilen belirtiler arasında yer aldığına dikkat çekmiştir. Bu gözlem, belirti içeriğinin kişinin içinde bulunduğu toplumsal koşullar ve tehdit algısıyla etkileşebileceğini düşündürmektedir; ancak temizlikle ilgili her kaygı OKB anlamına gelmez.

OKB ile Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Aynı Şey midir?

Hayır. İsimleri benzer olsa da Obsesif Kompulsif Bozukluk ile Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu farklı klinik yapılardır.

OKB’de istenmeyen obsesyonlar ve bunlara yanıt olarak gelişen kompulsiyonlar ön plandadır. Kişi çoğu zaman düşüncelerinden ve ritüellerinden rahatsız olur.

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğunda ise düzen, kontrol, mükemmeliyetçilik ve kurallara bağlılık daha geniş ve süreğen bir kişilik örüntüsü içinde değerlendirilir. Kişi bu özelliklerini her zaman gereksiz veya yabancı bulmayabilir.

İki tablo bir arada görülebilse de birbirinin yerine kullanılmamalıdır.

Klinik Değerlendirmede Y-BOCS

Psikiyatri ve klinik psikoloji öğrencilerinin sık karşılaşabileceği değerlendirme araçlarından biri Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği’dir (Y-BOCS).

Y-BOCS, obsesyon ve kompulsiyonların içeriğinden bağımsız olarak şiddetini değerlendirmeyi amaçlayan, klinisyen tarafından uygulanan bir ölçektir. Belirtilerin ne kadar zaman aldığı, oluşturduğu sıkıntı, kişinin direnme ve kontrol düzeyi gibi alanları inceler.

Ancak Y-BOCS tek başına tanı koymaz. Klinik görüşme, ruhsal durum muayenesi, ayırıcı tanı ve kişinin işlevselliğiyle birlikte değerlendirilir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk Nasıl Ele Alınır?

OKB’de uygulanabilecek yaklaşım, belirtilerin şiddetine, işlevsellik üzerindeki etkisine, kişinin yaşına, eşlik eden durumlara ve bireysel ihtiyaçlarına göre planlanır.

Bilişsel Davranışçı Terapi içinde yer alan Maruz Bırakma ve Tepki Önleme yöntemi, bilimsel desteği bulunan psikolojik yaklaşımlardan biridir. Bu süreçte kişi, terapistin desteğiyle kaygı yaratan durumlarla aşamalı biçimde karşılaşırken kompulsif tepkiyi gerçekleştirmemeyi öğrenmeye çalışır.

Psikiyatrist değerlendirmesi sonucunda bazı kişilerde seçici serotonin geri alım inhibitörleri gibi ilaç seçenekleri de gündeme gelebilir. Psikoterapi ve ilaç tedavisinin tek başına ya da birlikte kullanılması; belirtilerin şiddetine, kişinin tercihine ve klinik değerlendirmeye göre değişebilir.

Tedavide amaç kişiye “bu düşünceyi bir daha asla düşünmemeyi” öğretmek değildir. Daha gerçekçi bir hedef, düşüncenin varlığına aşırı anlam yüklemeden belirsizliğe dayanabilmek ve kompulsif döngünün günlük yaşam üzerindeki etkisini azaltmaktır.

Ne Zaman Profesyonel Değerlendirme Düşünülmeli?

İstenmeyen düşünceler veya tekrarlayıcı davranışlar;

  • Gün içinde uzun zaman alıyorsa,
  • Yoğun sıkıntı yaratıyorsa,
  • Ders, iş, sosyal yaşam veya ilişkileri etkiliyorsa,
  • Kişinin kaçınmasına ya da sürekli güvence aramasına yol açıyorsa,
  • Ritüelleri azaltma girişimleri zorlaşıyorsa

bir ruh sağlığı uzmanından değerlendirme almak yararlı olabilir.

Kıbrıs Ruh Sağlığı Enstitüsü, ruh sağlığı alanında eğitim, psikoeğitim ve bilimsel yayın çalışmaları yürütmektedir. Klinik değerlendirme ve tedavi gerektiren durumlarda ise LEPİM ve Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi bünyesinde psikiyatri ve psikoloji uzmanlarının yer aldığı multidisipliner hizmetlerden yararlanılabilmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak obsesyon, kişinin zihnine istemeden gelen ve sıkıntı oluşturabilen düşünce, dürtü veya imgeleri; kompulsiyon ise çoğunlukla bu sıkıntıyı azaltmak amacıyla gerçekleştirilen tekrarlayıcı davranışları veya zihinsel eylemleri ifade eder.

Her istenmeyen düşünce obsesyon, her alışkanlık da kompulsiyon değildir. Klinik açıdan belirleyici olan; belirtilerin ne kadar zaman aldığı, kişide oluşturduğu sıkıntı ve yaşamın önemli alanları üzerindeki etkisidir. Obsesyon ve kompulsiyon arasındaki farkı anlamak, hem OKB’nin doğru tanınması hem de damgalayıcı ve hatalı bilgilerin azaltılması açısından önemli bir başlangıçtır.

 

Kaynakça

American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). American Psychiatric Association Publishing. https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787

American Psychiatric Association. (2024, September). What are obsessive-compulsive and related disorders? https://www.psychiatry.org/patients-families/obsessive-compulsive-disorder/what-is-obsessive-compulsive-disorder

Çakıcı, M. (2021). Editörden. Kıbrıs Türk Psikiyatri ve Psikoloji Dergisi, 3(3), 164. https://doi.org/10.35365/ctjpp.21.03

Ekiz, Ç. (2025). Systematic review on obsessive compulsive disorder and cognitive behavioral therapy. European Archives of Social Sciences, 2(2), 99–105. https://doi.org/10.35365/eass.25.02.05

Goodman, W. K., Price, L. H., Rasmussen, S. A., Mazure, C., Fleischmann, R. L., Hill, C. L., Heninger, G. R., & Charney, D. S. (1989). The Yale-Brown Obsessive Compulsive Scale: I. Development, use, and reliability. Archives of General Psychiatry, 46(11), 1006–1011. https://doi.org/10.1001/archpsyc.1989.01810110048007

National Institute for Health and Care Excellence. (2005). Obsessive-compulsive disorder and body dysmorphic disorder: Treatment (Clinical guideline CG31). https://www.nice.org.uk/guidance/cg31

National Institute of Mental Health. (2023). Obsessive-compulsive disorder: When unwanted thoughts or repetitive behaviors take over. https://www.nimh.nih.gov/health/publications/obsessive-compulsive-disorder-when-unwanted-thoughts-or-repetitive-behaviors-take-over

Rachman, S. (1997). A cognitive theory of obsessions. Behaviour Research and Therapy, 35(9), 793–802. https://doi.org/10.1016/S0005-7967(97)00040-5

Salkovskis, P. M. (1985). Obsessional-compulsive problems: A cognitive-behavioural analysis. Behaviour Research and Therapy, 23(5), 571–583. https://doi.org/10.1016/0005-7967(85)90105-6

 

10- Bağımlılığın Erken Belirtileri ve Uyarı İşaretleri

Bağımlılık çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir durum değildir. Genellikle zaman içinde gelişen, başlangıçta hem kişinin kendisi hem de yakın çevresi tarafından fark edilmesi zor olabilen bir süreçtir. İlk dönemlerde kullanım “sosyal ortam”, “stres atma”, “rahatlama” ya da “kontrol bende” gibi ifadelerle açıklanabilir. Ancak kullanımın sıklığı, amacı ve kişinin yaşamındaki yeri değişmeye başladığında, bu durum bağımlılık açısından dikkat edilmesi gereken bir örüntüye dönüşebilir.

Anahtar Kelimeler: Bağımlılık belirtileri, alkol bağımlılığı belirtileri, madde bağımlılığı belirtileri, sigara bağımlılığı belirtileri, bağımlılık tedavisi

Bağımlılığın Erken Belirtileri Nelerdir?

Bağımlılığı erken dönemde fark etmek önemlidir; çünkü bu süreç yalnızca alkol, sigara ya da madde kullanımından ibaret değildir. Kişinin düşünce biçimini, duygularını, ilişkilerini, kararlarını ve günlük yaşam düzenini etkileyebilen çok yönlü bir süreçtir. Bu nedenle başlangıçta küçük gibi görünen bazı değişiklikler, zamanla daha belirgin hale gelebilecek bir bağımlılık döngüsünün erken işaretleri olabilir.

Bağımlılığın erken belirtileri arasında şunlar yer alabilir:

  • Kullanım sıklığının artması
  • Planlanandan daha fazla kullanma
  • Azaltma ya da bırakma kararlarını sürdürememe
  • Yoğun istek duyma
  • Tolerans gelişimi
  • Yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması
  • İş, okul, aile veya sosyal sorumluluklarda aksama
  • Kullanımı gizleme ya da küçümseme
  • Sosyal çevrede ve ilgi alanlarında değişim

Bu belirtilerin tek başına görülmesi her zaman bağımlılık tanısı anlamına gelmez. Ancak birden fazla belirtinin tekrar eden şekilde ortaya çıkması, kullanımın daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini gösterebilir.

Kullanım Sıklığının Artması

Erken dönemde dikkat çeken değişimlerden biri kullanım sıklığının artmasıdır. Başlangıçta yalnızca arkadaş ortamında kullanılan alkol, zamanla yalnızken, stresliyken ya da sıkıntılı hissedildiğinde de kullanılmaya başlanabilir. Benzer şekilde “ara sıra içiyorum” düşüncesiyle başlayan sigara kullanımı, günün belirli anlarına yerleşebilir. Madde kullanımında ise kişi başlangıçta kullanımını nadir ve kontrol edilebilir olarak değerlendirse de zaman içinde kullanım aralıkları kısalabilir.

Bu noktada yalnızca ne kadar kullanıldığı değil, kullanımın kişinin yaşamında nasıl bir yer tuttuğu da önemlidir. Kullanım giderek daha sık hale geliyor, belirli duygularla ya da durumlarla ilişkilendiriliyor ve günlük rutinin bir parçasına dönüşüyorsa bu durum riskli bir kullanım örüntüsüne işaret edebilir.

Kullanım Amacının Değişmesi

Bağımlılık sürecinde önemli işaretlerden biri de kullanım amacının değişmesidir. Kişi alkolü, sigarayı ya da maddeyi yalnızca keyif almak için değil; rahatlamak, kaygısını azaltmak, duygularını bastırmak, uyuyabilmek, sosyalleşebilmek ya da sorunlardan uzaklaşmak için kullanmaya başlayabilir.

Bu durum, maddenin zamanla kişinin duygu düzenleme yollarından biri haline geldiğini gösterebilir. Kişi stresli, öfkeli, üzgün ya da kaygılı olduğunda ilk aklına gelen çözüm kullanmak oluyorsa, bu durum bağımlılık açısından dikkatle değerlendirilmelidir.

Kullanımın Amacı: Rahatlama mı, Kaçış mı?

Bu noktada yalnızca ne kadar kullanıldığı değil, kullanımın kişi için ne anlama geldiği de önemlidir. Eğer kişi alkolü, sigarayı ya da maddeyi rahatlamak, kaygısını azaltmak, duygularını bastırmak, uyuyabilmek, sosyalleşebilmek ya da sorunlardan uzaklaşmak için kullanmaya başlıyorsa bu durum riskli bir kullanım biçimine işaret edebilir. Çünkü madde zamanla yalnızca keyif veren bir unsur olmaktan çıkıp kişinin duygularını düzenleme yolu haline gelebilir.

Kontrolün Azalması

Bağımlılığın erken belirtilerinden biri de kontrolün azalmasıdır. Kişi “bugün içmeyeceğim”, “sadece bir tane kullanacağım”, “bu hafta azaltacağım” gibi kararlar alsa da bu kararları sürdürmekte zorlanabilir. Alkol kullanımında planlanandan fazla içme, sigara kullanımında günlük miktarın artması ya da madde kullanımında “son kez” denmesine rağmen tekrar kullanımın olması bu duruma örnek gösterilebilir.

Bu tablo, kişinin iradesiz olduğu anlamına gelmez. Bağımlılık sürecinde beynin ödül, motivasyon ve karar verme mekanizmaları etkilenebilir. Bu nedenle kişi bırakmak ya da azaltmak istese bile aynı davranış döngüsüne tekrar girebilir.

Kullanımı Sürekli Düşünme

Zamanla kişinin zihninde kullanım daha fazla yer kaplamaya başlayabilir. Ne zaman kullanacağı, nasıl temin edeceği, kullanamadığında ne yapacağı ya da kullanımını çevresinden nasıl gizleyeceği daha sık düşünülür hale gelebilir.

Kişi günlük yaşamına devam ediyor gibi görünse de zihninin bir kısmı kullanım ile ilgili planlar, istekler veya gerekçeler üretmeye başlayabilir. Bu zihinsel meşguliyet, bağımlılık sürecinin erken dönemlerinde dikkat edilmesi gereken belirtilerden biridir.

Tolerans Gelişimi

Bir başka önemli işaret tolerans gelişimidir. Tolerans, kişinin aynı etkiyi hissedebilmek için zamanla daha fazla maddeye ihtiyaç duymasıdır. Daha önce az miktarda alkolle rahatladığını söyleyen bir kişi zamanla aynı etkiyi hissetmek için daha fazla içmeye başlayabilir. Sigara kullanımında günlük içilen miktar artabilir. Madde kullanımında ise kişi daha önce aldığı etkiyi yakalayabilmek için kullanım dozunu veya sıklığını artırabilir.

Bu durum çoğu zaman “artık eskisi gibi etki etmiyor” şeklinde ifade edilir. Tolerans gelişimi, bağımlılık döngüsünün güçlenmeye başladığını gösterebilecek önemli belirtilerden biri olarak kabul edilir.

 

Yoksunluk Belirtileri

Yoksunluk belirtileri de erken dönemde fark edilebilecek önemli işaretler arasında yer alabilir. Madde azaltıldığında ya da bırakıldığında huzursuzluk, sinirlilik, yoğun istek, uyku problemleri, dikkat toplamada güçlük, bedensel gerginlik, terleme, titreme veya duygudurum değişiklikleri görülebilir.

Sigara bırakıldığında yaşanan yoğun içme isteği ve gerginlik, alkol kullanılmadığında ortaya çıkan huzursuzluk ya da bazı maddelerde görülen bedensel belirtiler bu sürecin parçaları olabilir. Bu belirtiler, kişinin yeniden kullanıma dönme riskini artırabilir.

Sorumluluklarda Aksama

Bağımlılık sürecinde sosyal, akademik ya da mesleki alanlarda da bazı değişiklikler ortaya çıkabilir. Derslere veya işe geç kalma, sorumlulukları erteleme, verilen sözleri unutma, aile içi görevleri ihmal etme, performansta düşüş ya da sosyal ilişkilerden uzaklaşma bu değişiklikler arasında yer alabilir.

Başlangıçta bu durumlar yorgunluk, yoğunluk veya geçici bir dönem olarak açıklanabilir. Ancak kullanım ile yaşam düzenindeki bozulma arasında tekrar eden bir ilişki varsa bu durum dikkatle değerlendirilmelidir.

Kullanımı Gizleme ve Savunmaya Geçme

Kişinin kullanımını gizlemeye başlaması da önemli bir uyarı işareti olabilir. Ne kadar içtiğini, ne sıklıkla sigara kullandığını, kimlerle görüştüğünü ya da maddeye ne kadar zaman ve para ayırdığını saklama eğilimi gelişebilir.

Yakın çevre konu hakkında konuşmak istediğinde kişi savunmaya geçebilir, öfkelenebilir ya da durumu küçümseyebilir. “Herkes içiyor”, “Ben bağımlı değilim”, “İstediğim zaman bırakırım” gibi ifadeler bu dönemde sık duyulabilir. Bu ifadeler tek başına bağımlılık tanısı anlamına gelmez; ancak kişinin kullanımını daha objektif değerlendirmesini zorlaştırabilir.

Sosyal Çevre ve İlgi Alanlarında Değişim

Zamanla kişinin ilgi alanlarında ve sosyal çevresinde de değişimler görülebilir. Daha önce keyif aldığı etkinliklere ilgisi azalabilir. Aileyle geçirilen zaman, hobiler, okul, iş ya da spor gibi alanlar geri planda kalabilir. Kişi, kullanımın daha kolay olduğu ortamlara yönelmeye başlayabilir.

Özellikle gençlerde ve genç yetişkinlerde sosyal çevrenin değişmesi, aileyle iletişimin azalması, akademik performansta düşüş ve riskli davranışların artması birlikte değerlendirildiğinde bağımlılık açısından dikkat edilmesi gereken bir tablo oluşturabilir.

Alkol, Sigara ve Madde Kullanımında Ortak Risk Döngüsü

Alkol, sigara ve madde kullanımı farklı biçimlerde gelişse de erken belirtiler çoğu zaman benzer bir döngüye işaret eder: kullanım artar, kontrol azalır, kişi kullanımı daha fazla düşünmeye başlar, azaltma girişimleri zorlaşır ve yaşamın farklı alanlarında aksamalar ortaya çıkabilir. Bu döngü erken fark edildiğinde, sürece müdahale etmek daha kolay olabilir.

Bu döngü erken fark edildiğinde, sürece müdahale etmek daha kolay olabilir. Erken dönemde farkındalık kazanmak, kişinin kullanım nedenlerini anlamasına ve riskli durumları daha sağlıklı şekilde yönetmesine yardımcı olabilir.

Bağımlılık Tedavi Edilebilir mi?

Bağımlılık tedavi edilebilir bir durumdur. Ancak bu süreç yalnızca “bırakma kararı” ile sınırlı değildir. Kişinin kullanım nedenlerini, tetikleyicilerini, duygu düzenleme biçimlerini ve riskli durumlarını tanıması önemlidir.

Profesyonel değerlendirme, psikoeğitim, psikoterapi, aile desteği, gerektiğinde tıbbi takip ve sürdürülebilir izlem bağımlılıkla mücadelede destekleyici rol oynayabilir. Bağımlılığın erken belirtileri fark edildiğinde bir ruh sağlığı uzmanından destek almak, sürecin ilerlemeden değerlendirilmesine yardımcı olabilir.

Sonuç

Sonuç olarak bağımlılığın erken belirtileri çoğu zaman küçük değişimlerle başlar. Kullanım sıklığının artması, kontrolün azalması, yoğun istek, sorumluluklarda aksama, gizleme davranışları ve sosyal çevrede değişim bu sürecin dikkat edilmesi gereken işaretleri arasında yer alır. Bu belirtilerin erken dönemde fark edilmesi, bağımlılık döngüsünün derinleşmesini önlemek ve kişinin yaşam kalitesini korumak açısından önemli bir adımdır.

Kaynakça

American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). American Psychiatric Association Publishing. https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425787

American Society of Addiction Medicine. (2019). Definition of addiction. https://www.asam.org/quality-care/definition-of-addiction

Çakıcı, M., Çakıcı, E., Karaaziz, M., Tutar, N., & Eş, A. (2014). The prevalence and risk factors of drug use in TRNC. Journal of Dependence, 15(4), 159–166. https://jod.akademisyen.net/index.php/jod/article/view/226

Çakıcı, M., Babayiğit, A., Karaaziz, M., & Çakıcı Eş, A. (2019). KKTC’de erişkin bireylerde psikoaktif madde kullanımının yaygınlığı, risk etkenleri ve madde kullanımına yönelik tutumların incelenmesi, 2003–2017. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 20(3), 277–286. https://doi.org/10.5455/apd.437

National Institute on Alcohol Abuse and Alcoholism. (2021, April). Alcohol use disorder: A comparison between DSM–IV and DSM–5. https://www.niaaa.nih.gov/publications/brochures-and-fact-sheets/alcohol-use-disorder-comparison-between-dsm

National Institute on Drug Abuse. (2020, July 6). Drugs, brains, and behavior: The science of addiction. National Institutes of Health. https://nida.nih.gov/research-topics/addiction-science/drugs-brain-behavior-science-of-addiction

9- Zihindeki Hiç Susmayan Alarm:

Anksiyete Bozukluğu Nedir ve Nasıl Susturulur?

 

Hayatın İçindeki Görünmez Alarm: Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Kaygı, aslında her insanın içinde taşıdığı doğal bir hayatta kalma mekanizmasıdır. İlkel çağlardan beri insanı tehlikelere karşı koruyan bu his, belirli bir düzeyde kaldığında dikkatimizi artırır ve bizi olası risklere karşı hazırlıklı kılar. Ancak bu içsel alarm sistemi durup dururken, çok yüksek sesle ve hiç susmadan çalmaya başladığında günlük yaşam kalitemizi baltalayan klinik bir durum ortaya çıkar.

Dünya genelinde en sık görülen ruh sağlığı sorunlarının başında gelen anksiyete (kaygı) bozuklukları, bireyin sosyal, akademik ve mesleki işlevselliğini önemli ölçüde olumsuz etkileyebilmektedir.

Anksiyete Nedir? Korku ile Arasındaki Fark Ne?

Anksiyete, gelecekte gerçekleşmesi olası bir tehdit, tehlike veya olumsuz durum karşısında hissedilen yoğun endişe, gerginlik ve huzursuzluk halidir.

Günlük dilde sıklıkla korku ile karıştırılsa da psikolojide bu şekilde ayırt edilebilmektedir:

  • Korku: Şu an mevcut olan bir tehdide verilen anlık tepkidir. (Örneğin; önünüze aniden çıkan hırçın bir köpek sizde korku yaratır.)
  • Anksiyete: Gelecekte gerçekleşme ihtimali olan tehditlere yönelik süregiden endişe halidir. (Örneğin; sokakta yürürken “Acaba karşıma bir köpek çıkar mı?” diye düşünerek sürekli tetikte olmak anksiyetedir.)

Bir Alarm Gibi Çalan Anksiyetenin 4 Temel Belirtisi

Anksiyete belirtileri bilişsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal boyutlarda ortaya çıkabilmektedir. Belirtilerin şiddeti ve sıklığı kişiden kişiye değişebilmekle birlikte, aşağıdaki belirtiler klinik uygulamalarda sık karşılaşılan belirtiler arasında yer almaktadır.

  1. Bilişsel (Zihinsel) Belirtiler
  • Sürekli ve kontrol edilmesi güç endişe hali
  • Dikkati sürdürmede güçlük
  • Konsantrasyon problemleri
  • Zihnin sürekli kaygı verici düşüncelerle meşgul olması
  • Belirsizliğe karşı tahammülsüzlük
  • Olası tehditlere karşı aşırı odaklanma
  1. Duygusal Belirtiler
  • Huzursuzluk
  • Gerginlik hissi
  • Sürekli tetikte olma hali
  • Endişe ve kaygı duygularında artış
  • Rahatlamakta güçlük
  • Kolay irrite olma
  1. Fiziksel Belirtiler
  • Kalp çarpıntısı
  • Nefes darlığı
  • Terleme
  • Titreme
  • Kas gerginliği
  • Baş dönmesi
  • Mide-bağırsak sistemiyle ilişkili yakınmalar
  • Uyku problemleri
  • Yorgunluk hissi
  1. Davranışsal Belirtiler
  • Kaygı uyandıran durum ve ortamlardan kaçınma
  • Sürekli güvence arama davranışı
  • Erteleme davranışı
  • Sosyal etkileşimlerde azalma
  • Kaygıyı azaltmaya yönelik tekrarlayıcı kontrol davranışları

 

En Sık Görülen Anksiyete Bozuklukları Nelerdir?

Psikiyatrik tanı sınıflandırma sistemi olan DSM-5’e göre anksiyete bozuklukları farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Her bozukluğun kendine özgü belirtileri bulunmakla birlikte, ortak nokta yoğun korku, kaygı ve kaçınma davranışlarıdır.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB)

Kişinin sağlık, aile, iş, okul veya günlük yaşam olayları gibi birçok farklı konu hakkında en az altı ay boyunca kontrol etmekte güçlük çektiği aşırı kaygı ve endişe yaşamasıyla karakterizedir.

  • Panik Bozukluk

Beklenmedik şekilde ortaya çıkan tekrarlayıcı panik ataklarla karakterizedir. Ataklar sırasında çarpıntı, nefes darlığı, terleme, titreme, göğüs ağrısı ve kontrolü kaybetme ya da ölme korkusu görülebilir. Birey çoğu zaman yeni bir atak geçirme endişesi taşır.

  • Sosyal Anksiyete Bozukluğu

Bireyin başkaları tarafından değerlendirilebileceği sosyal durumlarda yoğun korku ve kaygı yaşamasıdır. Eleştirilme, küçük düşme veya olumsuz değerlendirilme korkusu ön plandadır.

  • Agorafobi

Kişinin kaçmasının zor olabileceğini veya yardım alamayacağını düşündüğü ortamlarda yoğun kaygı yaşamasıdır. Toplu taşıma kullanma, kalabalık ortamlarda bulunma, açık alanlarda veya kapalı mekanlarda tek başına kalma gibi durumlar korku yaratabilir. Bu nedenle birey zamanla bu ortamlardan kaçınmaya başlayabilir.

  • Özgül Fobiler

Belirli bir nesne veya duruma karşı duyulan aşırı ve sürekli korkudur. Yükseklik, uçak, kan, enjeksiyon veya belirli hayvanlar en sık görülen özgül fobi örnekleri arasında yer almaktadır.

  • Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu

Bireyin bağlandığı kişilerden ayrılma veya onları kaybetme düşüncesi karşısında gelişimsel düzeyine göre beklenenden daha yoğun korku ve kaygı yaşamasıdır. Çocukluk döneminde sık görülmekle birlikte yetişkinlerde de ortaya çıkabilmektedir.

  • Anksiyete Neden Oluşur?

Anksiyete bozukluklarının ortaya çıkmasında tek bir faktör yoktur. Genellikle üç temel faktörün bir araya gelmesiyle tetiklenir:

 

Biyolojik Faktörler Psikolojik Faktörler Çevresel Faktörler
• Genetik yatkınlık (Aile öyküsü)

 

• Beyindeki nörotransmitter (serotonin, GABA vb.) düzensizlikleri

 

• Beyin yapılarının strese aşırı yanıt vermesi

• Geçmiş travmatik yaşantılar

• Çocuklukta öğrenilmiş korkular

 

• Düşük stres toleransı

 

• Bilişsel çarpıtmalar

• Aile içi kronik çatışmalar

 

• Yoğun akademik baskılar

 

• İş stresi ve tükenmişlik

 

• Sosyal destek eksikliği

 

Psikolojik Yaklaşım: Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Nedir?

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), anksiyete bozukluklarının tedavisinde etkinliği birçok araştırma tarafından desteklenen ve klinik uygulamalarda sıklıkla kullanılan psikoterapi yaklaşımlarından biridir.

BDT’ye göre bireyin yaşadığı duygusal sıkıntılar yalnızca olayların kendisinden değil, bu olayları nasıl yorumladığı ve anlamlandırdığıyla da ilişkilidir. Bu nedenle terapi sürecinde kişinin düşünce kalıpları, duygusal tepkileri ve davranışları birlikte ele alınır.

Gelin bunu basit bir döngüyle görelim:

Olay: “Yarın iş yerinde/okulda bir sunum yapacağım.”

👇

Düşünce (Çarpıtma): “Kesin rezil olacağım, herkes hata yaptığımı görecek ve dalga geçecek.”

👇

Duygu: Yoğun Anksiyete / Panik

👇

Davranış (Kaçınma): Hastalık bahane ederek sunuma gitmeme veya erteleme.

 

BDT süreci, zihnin bu otomatik olarak ürettiği işlevsel olmayan, felaketleştirici düşünceleri yakalamayı, onları kanıtlarla test etmeyi ve daha sağlıklı düşüncelerle yeniden yapılandırmayı hedefler. Kaçınma davranışlarının üzerine gidilerek kaygı sistemi yeniden eğitilir.

Anksiyete Tedavisinde Klinik ve Profesyonel Çözümler

Unutulmamalıdır ki belirli düzeyde kaygı insan yaşamının doğal ve işlevsel bir parçasıdır. Sınava hazırlanmak, önemli bir toplantıya zamanında yetişmek veya olası risklere karşı önlem almak gibi durumlarda kaygı, bireyin dikkatini artırarak çevresine uyum sağlamasına yardımcı olabilir. Ancak kaygı günlük yaşamı, ilişkileri, akademik performansı veya mesleki işlevselliği belirgin şekilde etkilemeye başladığında profesyonel destek almak yararlı olabilir.

Anksiyete bozukluklarının kalıcı, bilimsel ve multidisipliner takibinde Kıbrıs’ın en köklü sağlık kurumları olan LEPİM (Lefkoşa Psikiyatri Merkezi) ve Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi entegre bir tedavi modeli sunmaktadır.

Prof. Dr. Mehmet Çakıcı ve Prof. Dr. Ebru Çakıcı öncülüğünde 1998 yılında kurulan LEPİM, kaygı bozukluklarının tedavisinde uzman psikiyatrist ve klinik psikolog kadrosuyla psikoterapi yöntemlerini başarıyla uygulamaktadır.

2002 yılından itibaren bu yapıyla entegre çalışan Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi ise, günlük hayatı tamamen kilitleyen şiddetli anksiyete krizleri, dirençli panik bozukluklar ve anksiyetenin eşlik ettiği karmaşık klinik tablolarda, kişiye özel yataklı ve ayaktan rehabilitasyon programlarıyla danışanlarına güvenli bir iyileşme limanı sağlamaktadır.

Anksiyete, insan yaşamının doğal bir parçası olmakla birlikte, kontrolden çıktığında adeta bir gölge gibi insanı takip eden yıpratıcı bir süreçtir. Biyolojik, bilişsel ve davranışsal boyutlarıyla anksiyeteyi tanımak, onunla baş etmenin ilk adımıdır. Doğru psikolojik yaklaşımlar ve uzman desteğiyle bu içsel alarm sistemini yeniden sessize almak ve hayatın kontrolünü eline almak her zaman mümkündür.

 

————————————————————————–

————————————————————————–

8- Zihnin Gerçeklikle İmtihanı: Psikoz Nedir? Pozitif ve Negatif Belirtilerin Bilinmeyen Dünyası

 

Zihnimiz, dış dünyayı algılayan ve onu bizim için anlamlı kılan muazzam bir mekanizmadır. Ancak bazen bu mekanizmanın çarkları arasında algı kaymaları yaşanabilir. Psikoloji ve psikiyatri dünyasının en çok araştırılan konularından biri olan psikoz, tam olarak bu algı kaymasının, yani kişinin gerçeklikle olan bağının koptuğu anların bütünüdür.

Psikoz yaşayan bireyler zaman zaman gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etmekte zorlanabilirler. Düşünce, algı ve davranış alanlarında ciddi değişimlerin görülebildiği bu psikopatoloji tablosu, başta şizofreni olmak üzere çeşitli psikiyatrik bozukluklarda karşımıza çıkmaktadır.

Önemli Bir Not: Psikoz tek başına bir hastalık adı değildir. Tıpkı yüksek ateşin bir enfeksiyon belirtisi olması gibi, psikoz da birçok psikiyatrik durumda ortaya çıkabilen bir belirti kümesidir.

Klinik açıdan değerlendirildiğinde psikoz belirtileri genellikle iki ana başlık altında incelenir: Pozitif Belirtiler ve Negatif Belirtiler.

  • Pozitif Belirtiler: Zihne Eklenen Tablolar

Buradaki “pozitif” ifadesi belirtilerin iyi veya faydalı olduğu anlamına gelmez. Klinik dilde pozitif, bireyde normalde bulunmayan düşünce, algı veya davranışların zihinsel sürece eklenmesini ifade eder. En sık görülen pozitif belirtiler şunlardır:

  1. Hezeyan (Sanrı)

Hezeyan; kişinin gerçek dışı olmasına rağmen sarsılmaz bir inançla bağlandığı düşüncelerdir. Çevredeki mantıklı açıklamalar veya somut kanıtlar bu düşünceleri değiştirmekte yetersiz kalır. En sık görülen hezeyan türleri:

  • Perseküsyon (Kötülük Görme) Hezeyanı: “Beni gizlice takip ediyorlar, bana zarar verecekler.”
  • Büyüklük (Megalomani) Hezeyanı: “Özel güçlerim var, ben seçilmiş biriyim.”
  • Referans (Alınma) Hezeyanı: “Televizyondaki sunucu gizli mesajlarla doğrudan bana sesleniyor.”
  • Kıskançlık ve Dinsel Hezeyanlar: Eşinin kendisini aldattığına dair gerçek dışı saplantılar veya aşırı, sıra dışı dinsel inanışlar.
  1. Halüsinasyon (Varsanı)

Dışarıda gerçek bir fiziksel uyaran olmamasına rağmen kişinin beş duyu organıyla bir şeyler algılamasıdır. Klinik tablolarda en sık işitsel halüsinasyonlar görülür. Kişi dışarıdan sesler duyabilir, kendisine emir veren konuşmalar işitebilir ya da görünmez varlıkların kendi hakkında konuştuğunu düşünebilir. Daha nadir olarak görsel, dokunsal, tat alma veya koku halüsinasyonları da yaşanabilir.

  1. Dezorganize (Darmadağın) Düşünce ve Konuşma

Düşünce akışındaki bozulmalar doğrudan konuşmaya yansır. Kişinin konuşmasında konudan konuya zamansız atlamalar, çağrışımlarda kopukluk ve dağınık bir düşünce yapısı hakimdir. Bazı ileri vakalarda konuşma tamamen anlamsız kelimeler yığınına dönerek anlaşılması imkansız bir hal alabilir.

  1. Dezorganize veya Katatonik Davranış

Davranışlarda belirgin ve çevreye uyumsuz düzensizlikler baş gösterir. Duruma uygun olmayan anlık gülmeler, amaçsız ve tekrarlayıcı hareketler, garip beden duruşları veya aşırı ajitasyon (huzursuzluk) görülebilir. Katatonik tabloda ise kişi, dış dünyaya tamamen yanıtsız kalarak çok uzun süre bir heykel gibi hareketsiz kalabilir ya da tam tersine aşırı motor hareketlilik sergileyebilir.

  • Negatif Belirtiler: Zihinden Eksilen Yetiler

Negatif belirtiler, bireyin normalde sahip olduğu insani ve işlevsel özelliklerinde azalma veya kayıp yaşanmasıdır. Klinik süreçte hastanın günlük ve sosyal yaşam kalitesini, işlevselliğini en çok baltalayan grup aslında burasıdır.

  • Duygulanımda Küntleşme: Kişinin duygusal ifadelerinde bariz bir azalma olur. Mimikler donuklaşır, konuşma monoton bir tona bürünür, göz teması neredeyse tamamen kesilir ve duygusal tepkiler oldukça sınırlı kalır.
  • Aloji (Konuşma Fakirliği): Konuşma miktarında ve düşünce üretiminde ciddi bir azalmadır. Kişi sorulara sadece çok kısa (“evet”, “hayır” gibi) cevaplar verir, konuşmayı kendi kendine sürdüremeyebilir.
  • Avolisyon (İstek Eksikliği): Derin bir motivasyon kaybıdır. Birey sabah yataktan kalkmak gibi günlük en basit aktiviteleri sürdürmekte bile zorlanır, kişisel bakımını ihmal edebilir; okul, iş veya sosyal yaşamdan tamamen elini eteğini çeker.
  • Anhedoni (Haz Alamama): Eskiden büyük bir keyifle yapılan etkinliklerden (hobiler, müzik, yemek, sinema vb.) artık hiçbir şekilde zevk alamama durumudur.
  • Sosyal Geri Çekilme: Psikoz yaşayan bireyler, iç dünyalarındaki karmaşayla baş edebilmek için zamanla sosyal ortamlardan tamamen uzaklaşır ve insan ilişkilerini sıfıra indirir.

Pozitif ve Negatif Belirtiler Arasındaki Farklar

Yazıyı buraya kadar okuyanlar için iki belirti kümesini net bir tabloyla özetleyelim. Pozitif belirtiler genellikle dışarıdan daha “dikkat çekici” ve gürültülüyken; negatif belirtiler sessizce ilerler ancak uzun vadede akademik, sosyal ve mesleki işlevsellik üzerinde çok daha ağır yaralar açar.

Pozitif Belirtiler Negatif Belirtiler
Normal zihinsel işlevlere yeni ve sıra dışı belirtilerin eklenmesi Var olan insani işlevlerin azalması veya kaybolması
Halüsinasyonlar, sarsılmaz hezeyanlar (sanrılar) Derin motivasyon kaybı (avolisyon), istek eksikliği
Dezorganize, darmadağın konuşma ve garip davranışlar Sosyal ortamlardan tamamen kopma ve geri çekilme
Gerçeklik algısının tamamen bozulması Duygusal küntlük, donuk mimikler ve tepkisizlik

 

Psikoz Hangi Bozukluklarda Görülebilir?

Psikotik belirtiler klinikte tek bir tablonun tekelinde değildir, pek çok patolojinin altında bir semptom olarak yatabilir:

  1. Şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluk
  2. Bipolar Bozukluk (Manik veya depresif ataklar sırasında)
  3. Psikotik özellikli Majör Depresif Bozukluk
  4. Madde ve alkol kullanımına/bağımlılığına bağlı durumlar
  5. Bazı akut nörolojik hastalıklar ve beyin tümörleri

Klinik Değerlendirme ve Tedavide Profesyonel Yaklaşım

Bir uzmanın psikoz haritasını doğru çıkarabilmesi için; belirtilerin süresi, şiddeti, kişinin içgörü düzeyi ve bilişsel durumu ayrıntılı incelenmelidir. Bu aşamada Mental Durum Muayenesi (MDM) klinik değerlendirmenin en güçlü anahtarıdır.

Ancak psikoz gibi tablolarda sadece doğru teşhis yetmez; bütüncül, multidisipliner ve güvenilir bir tedavi ortamı hayati önem taşır.

Kıbrıs’ta psikiyatrik tedavi ve rehabilitasyon dendiğinde akla gelen en köklü ve entegre yapılar LEPİM (Lefkoşa Psikiyatri Merkezi) ve Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi’dir.

Prof. Dr. Mehmet Çakıcı ve Prof. Dr. Ebru Çakıcı tarafından kurulan LEPİM, 1998’den beri erişkin bireylerin psikotik süreçler de dahil tüm psikiyatrik sorunlarına çözüm sunmaktadır. 2002 yılından itibaren bu yapıyla aynı kurumsal çatı altında entegre çalışan Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi ise, akut psikotik tabloların yanı sıra madde, alkol ve kumar bağımlılığı gibi psikozu tetikleyebilen ya da eşlik eden karmaşık süreçlerde Kıbrıs’ın ilk yataklı tedavi ve rehabilitasyon programını sunan hastane olarak hizmet vermektedir.

Sonuç

Psikoz, insan zihninin, algısının ve davranış alanlarının ciddi şekilde etkilendiği, hem yaşayan kişi hem de yakınları için oldukça hassas yönetilmesi gereken bir psikopatoloji tablosudur.

Pozitif belirtiler zihne eklenen yanılsamalarla gerçeklik algısını bozarken; negatif belirtiler kişinin sosyal ve hayati işlevselliğini yavaş yavaş eksiltir. Klinik süreçte her iki belirti grubunun da LEPİM ve Pembe Köşk gibi uzmanlaşmış merkezlerde, alanında deneyimli psikiyatrist ve klinik psikolog kadrolarınca titizlikle değerlendirilmesi; doğru tanı, kişiselleştirilmiş yatan/ayaktan tedavi planlaması ve kalıcı iyileşme süreci (prognoz) açısından kritik bir öneme sahiptir.

————————————————————————–

————————————————————————–

7- Zihnin Alarm Sistemi Bozulduğunda: Anksiyete Bozukluğu’nun Anatomisi

Her “evham” sadece stres değildir. Eğer içsel huzursuzluğunuz uykularınızı kaçırıyor ve hayatınızı bir gölge gibi takip ediyorsa, bu klinik bir Anksiyete Bozukluğu işareti olabilir.

Ne Zaman “Bozukluk” Kabul Edilir?

Normal kaygı sizi tehlikeden korur. Ancak Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB), ortada somut bir tehlike yokken bile “felaket gelecek” hissiyle yaşamanıza neden olur. Klinik tanı için bu durumun en az 6 ay sürmesi gerekir.

Anksiyetenin 6 Temel Sinyali

Dsm-v’ e göre Yaygın Anksiyete Bozukluğu tanısı konulabilmesi için aşağıdaki kriterlerin karşılanması gerekir:

A. Süre ve Kapsam

En az 6 ay boyunca, günlerin çoğunda, birtakım olaylar ya da etkinlikler (iş ya da okul başarısı gibi) hakkında aşırı bir kaygı ve kuruntu (evhamlı beklenti) hali mevcuttur.

B. Kontrol Güçlüğü

Kişi, bu kuruntusunu denetim altına almakta (durdurmakta veya kontrol etmekte) güçlük çeker.

C. Eşlik Eden Belirtiler

Kaygı ve kuruntuya, aşağıdaki altı belirtiden en az üçü (son 6 ay boyunca çoğu gün) eşlik eder. (Not: Çocuklarda sadece bir belirtinin varlığı yeterli kabul edilir.)

  1. Huzursuzluk, gerginlik ya da sürekli diken üstünde olma hissi.
  2. Kolay yorulma (çabuk yorulma).
  3. Odaklanmada güçlük çekme ya da zihnin boşalması.
  4. İrritabilite (çabuk sinirlenme/duyarlılık).
  5. Kas gerginliği.
  6. Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekme; dinlendirmeyen, huzursuz bir uyku uyuma).

Bilimsel Gerçek: Beynin Yanlış Alarmı

Anksiyete, beynin “yangın alarmı” olan Amigdala bölgesinin aşırı hassaslaşmasıdır. Bilişsel çarpıtmalar nedeniyle zihin, küçük aksilikleri birer felaket olarak algılar.

Vaka Örneği: Selin’in Hikayesi

32 yaşındaki Selin, başarılı bir yönetici olmasına rağmen her sabah midesinde bir düğümle uyanıyor. Bir maili “ya hata yaptıysam” korkusuyla 10 kez kontrol ediyor. Bu bir “titizlik” değil, hayatı yöneten bir anksiyete tablosudur. İyileşme; kaygıyla savaşmak değil, o “içsel bekçiyle” el sıkışmayı öğrenmekle başlar.

————————————————————————–

————————————————————————–

6- Kontrolün Kaybolduğu An: Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu’nun Klinik Anatomisi

Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu (TYB), sadece “çok yemek yemek” ya da bir irade sorunu değildir; DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) içerisinde tanımlanmış, altında derin psikolojik süreçlerin yattığı ciddi bir yeme bozukluğudur. Bulimia Nervoza’dan en temel farkı, yeme ataklarından sonra kusma veya aşırı egzersiz gibi “telafi edici” davranışların görülmemesidir. Bu durum, hastayı hem fiziksel bir obezite riskiyle hem de ağır bir suçluluk sarmalıyla baş başa bırakır.

DSM-5 Tanı Kriterleri: Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu’nu Tanımak

Bir kişiye klinik olarak TYB tanısı konulabilmesi için, yeme ataklarının son 3 ay içinde haftada en az bir kez gerçekleşmesi ve aşağıdaki kriterlerin karşılanması gerekir:

  1. Yineleyici Tıkanmasına Yeme Atakları: Belirli bir zaman diliminde (örn. 2 saat), çoğu insanın yiyebileceğinden belirgin şekilde daha fazla miktarda yiyecek tüketmek.
  2. Kontrol Kaybı Hissi: Yemek yerken kendini durduramama, ne yediğini veya ne kadar yediğini kontrol edememe duygusu.
  3. Atağa Eşlik Eden Belirtiler (En az 3’ü bulunmalıdır):
    • Olağandan çok daha hızlı yemek.
    • Rahatsızlık verecek düzeyde doyana kadar yemek.
    • Fiziksel olarak açlık hissetmiyorken aşırı miktarda yemek.
    • Ne kadar yediğinden utandığı için tek başına yemek.
    • Yeme atağından sonra kendinden iğrenme, depresif hissetme ya da yoğun suçluluk duyma.
  4. Belirgin Sıkıntı: Yeme atakları kişide çok büyük bir ruhsal acı ve sıkıntı yaratır.
  5. Telafi Edici Davranış Yokluğu: Bulimia’daki gibi kusma veya laksatif kullanımı görülmez.

Akademik Not: Duygusal Regülasyon ve Beyindeki Ödül Sistemi

Tıkanırcasına yeme atağı, aslında birey için işlevsiz bir “duygu düzenleme” aracıdır. Kişi; stres, yalnızlık veya öfke gibi baş edemediği duyguları bastırmak için yemeği bir tür “uyuşturucu” olarak kullanır.

  • Dopaminerjik Etki: Karbonhidrat ve şeker ağırlıklı hızlı tüketim, beyindeki ödül merkezinde geçici bir dopamin patlamasına yol açarak kişiye anlık bir rahatlama sunar. Ancak bu “sahte ödül”, kısa süre sonra yerini yoğun bir öznefret ve suçluluğa bırakır.
  • Bilişsel Şemalar ve Tedavi: Klinik başarı, sadece diyet listeleriyle değil; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile yeme atağını tetikleyen kök duyguların onarılmasıyla mümkündür. Tedavide amaç, hastanın “ya hep ya hiç” şeklindeki katı düşünce kalıplarını kırmak ve duygularını yemekle değil, sağlıklı stratejilerle yönetmesini sağlamaktır.

Öğrenciler İçin Örnek Vaka: Sessiz Çığlık

Üniversite sınavına hazırlanan bir genç, gün boyu hissettiği akademik baskı ve yetersizlik duygusunu bastırmak için herkes uyuduktan sonra mutfağa gidiyor. Kimse görmeden, çok kısa sürede binlerce kalorilik yiyeceği, tadını bile almadan ve fiziksel bir açlık duymadan tüketiyor (1. ve 3. kriterler). Bu sırada “kendini durduramadığını” hissediyor (2. kriter). Ertesi sabah uyandığında ise büyük bir utanç ve mide ağrısı yaşayarak odasına kapanıyor (5. kriter). Telafi edici bir yöntem (kusma vb.) kullanmadığı için hızla kilo alıyor, bu da onun sosyal ortamlardan tamamen kopmasına neden oluyor.

————————————————————————–

————————————————————————–

5- Gizli Bir Savaş: Bulimia Nervoza’nın Klinik Anatomisi

Bulimia Nervoza, toplumda sadece bir “yeme ve çıkarma” alışkanlığı olarak algılansa da; özünde ağır bir duygusal disregülasyon (duygu düzenleyememe) ve DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) içerisinde tanımlanmış ciddi bir psikiyatrik bozukluktur. Bu hastalıkta kişi, kontrol edilemez yeme atakları ile bu atakların yarattığı suçluluk duygusundan kurtulma çabası (telafi edici davranışlar) arasında sıkışıp kalmış bir döngü içerisindedir.

DSM-5 Tanı Kriterleri: Bulimia Nervoza’yı Tanımak

Bir kişiye klinik olarak Bulimia Nervoza tanısı konulabilmesi için aşağıdaki belirtilerin son 3 ay içinde haftada en az bir kez görülmesi gerekir:

  1. Yineleyici Tıkanmasına Yeme (Binge Eating) Atakları: Kısa bir zaman diliminde (örneğin 2 saat içinde), çoğu insanın yiyebileceğinden çok daha fazla miktarda yemek yemek.
  2. Kontrol Kaybı Hissi: Yemek yeme sırasında ne yediğini ya da ne kadar yediğini durduramayacağı hissine kapılmak.
  3. Uygunsuz Telafi Edici Davranışlar: Kilo almaktan kaçınmak için kendi kendini kusturma, laksatif (müshil) veya diüretik ilaçların yanlış kullanımı, aşırı egzersiz yapma veya aç kalma.
  4. Beden Algısı Odaklı Özdeğerlendirme: Kişinin kendi değeri hakkındaki algısının, aşırı biçimde vücut biçimi ve kilosundan etkilenmesi.
  5. Dışlanma Kriteri: Bu davranışların sadece Anoreksiya Nervoza dönemleri sırasında ortaya çıkmaması.

Klinik Şiddet Belirleyicileri: Haftalık telafi edici davranış sayısına göre hastalık; Hafif (1-3), Orta (4-7), Ağır (8-13) ve Aşırı (14 ve üzeri) olarak sınıflandırılır.

 

Akademik Not: “Dopamin Döngüsü ve Arınma Ritüeli”

Bulimia’da yaşanan tıkanmasına yeme atağı, beyindeki ödül sisteminde geçici bir dopamin patlamasına neden olarak duygusal boşluğu maskeler. Ancak hemen ardından gelen “arınma” (kusma vb.) eylemi, aslında bir “rahatlama” mekanizması gibi görünse de beynin bağımlılık döngüsünü pekiştirir.

Bulimia Nervoza tedavisinde klinik başarı, sadece beslenme düzeninin restorasyonu ile değil, eş zamanlı olarak yürütülen Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) protokolleri ile mümkündür. Tedavi süreci, bireyin “düşük özsaygı” ve “patolojik mükemmeliyetçilik” gibi kökleşmiş bilişsel şemalarının nötralize edilmesini hedefler. Zihinsel yapılandırma sağlanmadığı sürece, yeme ataklarını tetikleyen duygusal boşlukların kalıcı olarak onarılması mümkün değildir.

Öğrenciler İçin Örnek Vaka:

Başarılı bir iş kadını, gün boyu yaşadığı stresi akşam eve geldiğinde büyük porsiyonlarda yemek yiyerek (1. kriter) bastırmaya çalışıyor. Ancak yemeğin hemen ardından gelen “kilo alma korkusu” ve “kendinden iğrenme” hissiyle banyoya koşarak yediklerini çıkarıyor (3. kriter). Çevresindeki insanlar onun kilosunun “normal” olduğunu düşünse de, o aynadaki yansımasına bakarak kendini sadece kilosu üzerinden yargılıyor (4. kriter). Bu gizli döngü, sosyal davetlerden kaçınmasına ve ciddi bir depresif ruh haline yol açıyor.

————————————————————————–

————————————————————————–

4- Anoreksiya Nervoza: Ölüme Giden Kusursuzluk Arayışı

Anoreksiya Nervoza (AN), psikiyatri tarihindeki en yüksek mortalite (ölüm) oranına sahip bozukluklardan biridir. Genellikle bir “diyet” veya “zayıflama isteği” olarak hafife alınsa da, klinik düzlemde ego-sintonik (kişinin benliğiyle uyumlu gördüğü) bir kontrol çabası ve bedensel duyumların bilişsel bir distorsiyonla çarpıtılmasıdır.

DSM-5 Tanı Kriterleri

Bir danışana Anoreksiya Nervoza tanısı koyabilmek için DSM-5 (Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) uyarınca aşağıdaki üç kriterin de karşılanması zorunludur:

  1. Enerji Alımının Kısıtlanması: Yaş, cinsiyet, gelişimsel yörünge ve fiziksel sağlık bağlamında gereksinimlere göre enerji alımını kısıtlayarak; kişinin boy ve yaşına göre beklenen en düşük ağırlığın altında olması (Belirgin Derecede Düşük Vücut Ağırlığı).
  2. Yoğun Kilo Alma Korkusu: Belirgin derecede düşük bir vücut ağırlığında olmasına rağmen, kilo almaktan veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma ya da kilo almayı engelleyen sürekli davranışlarda bulunma.
  3. Beden Algısı Bozukluğu: Kişinin vücut ağırlığını veya biçimini deneyimleme şeklinde bozukluk; öz değerin vücut ağırlığına veya biçimine aşırı bağımlı olması ya da mevcut düşük vücut ağırlığının ciddiyetini ısrarla anlayamama/inkar etme.

Belirleyiciler (Alt Tipler)

Tanı konulduğunda, son 3 aydaki tabloya göre şu iki tipten biri belirtilmelidir:

  1. Kısıtlayıcı Tip: Kişi son 3 ayda tıkınırcasına yeme veya dışa atım (kusma, laksatif vb.) döngüsüne girmemiştir. Kilo kaybı sadece diyet, oruç ve aşırı egzersizle sağlanır.
  2. Tıkınırcasına Yeme/Dışa Atım Tipi: Kişi son 3 ayda düzenli olarak tıkınırcasına yeme ve ardından arınma (kendi kendini kusturma, laksatif, diüretik kullanımı) davranışları sergilemiştir.

Akademik Not: Nörobilişsel İşleyiş ve “Merkezi Bütünlük”

Psikoloji öğrencileri için en kritik nokta, AN’nin nörobilişsel altyapısını kavramaktır. Bu bireylerde genellikle “Zayıf Merkezi Bütünlük” (Weak Central Coherence) gözlenir; yani bütünü görmek yerine detaylara (kalori hesapları, vücuttaki milimetrik değişimler) takıntılı bir odaklanma söz konusudur.

  • İnsula Disfonksiyonu: Beyindeki insula bölgesi, içsel bedensel sinyalleri (açlık, ağrı, yorgunluk) işler. AN hastalarında insula aktivitesi bozulmuştur; kişi açlığı bir “acı” olarak değil, bir “başarı” veya “haz” sinyali olarak kodlar.
  • Dorsolateral Prefrontal Korteks (DLPFC): Bu bölge aşırı aktifleşerek, limbik sistemden gelen hayatta kalma (yemek yeme) dürtülerini tamamen baskılar. Bu durum, bağımlılıktaki kontrol kaybının tam aksine, “patolojik bir aşırı kontrol”

————————————————————————–

————————————————————————–

3- Madde Kullanım Bozukluğu: Nörolojik Esaretin Anatomisi

Madde bağımlılığı, geçmişte bir “irade zayıflığı” olarak görülse de, günümüzde DSM-5 ile birlikte kronik bir beyin hastalığı olarak tanımlanmaktadır. Tıpkı kumar bağımlılığında olduğu gibi, madde kullanımı da beynin Mezolimbik Dopamin Yolu üzerinde tahribat yaratarak, kişinin doğal ödüllere (yemek, sosyalleşme, başarı) karşı duyarsızlaşmasına neden olur.

DSM-5 Tanı Kriterleri

Bir kişiye “Madde Kullanım Bozukluğu” tanısı konulabilmesi için, son 12 ay içinde aşağıdaki belirtilerden en az 2’sinin görülmesi gerekir (Hafif: 2-3, Orta: 4-5, Ağır: 6 ve üzeri kriter):

  1. Maddenin başlangıçta niyetlenilenden daha büyük miktarlarda veya daha uzun süreli kullanımı.
  2. Madde kullanımını bırakmak veya denetim altına almak için sürekli bir istek ve sonuç vermeyen çabalar.
  3. Maddeyi sağlamak, kullanmak veya etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcanması.
  4. Maddeyi kullanmak için çok güçlü bir istek, arzulama veya dürtü (Craving).
  5. İşte, okulda veya evdeki ana sorumluluklarını yerine getirememe ile sonuçlanan yineleyici madde kullanımı.
  6. Maddenin etkileriyle oluşan toplumsal ya da kişilerarası sorunlara rağmen kullanıma devam edilmesi.
  7. Madde kullanımı nedeniyle önemli toplumsal, mesleki ya da eğlenme-dinlenme etkinliklerinden vazgeçilmesi.
  8. Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda dahi madde kullanmaya devam etmesi (Örn: Araç sürerken).
  9. Maddenin yol açtığı fiziksel veya ruhsal bir sorunun bilinmesine rağmen madde kullanımının sürdürülmesi.
  10. Tolerans Gelişimi: İstenen etkiyi yakalamak için madde miktarının belirgin şekilde artırılması.
  11. Yoksunluk: Madde bırakıldığında karakteristik fiziksel/ruhsal belirtilerin ortaya çıkması veya bu belirtileri yatıştırmak için maddenin (veya benzerinin) tekrar alınması.

 

Akademik Not: “Dopamin Patlaması” ve Nüks (Relaps)

Madde bağımlılığında, beynin ön lobu (karar verme merkezi) ile ödül merkezi arasındaki bağ kopar. Madde, beynin doğal olarak ürettiği dopaminin kat kat fazlasını salgılatarak sistemi “hackler”. Prof. Dr. Mehmet Çakıcı’nın vurguladığı üzere, bağımlılık tedavisinde sadece maddenin vücuttan atılması (detoks) yeterli değildir; asıl mesele, beynin maddeyle kurduğu bu sahte mutluluk kodlarını Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile yeniden programlamaktır.

Örnek Vaka

Bir üniversite öğrencisi, sınav stresini yönetmek için başladığı bir uyarıcıyı, artık ders çalışabilmek için zorunlu bir ihtiyaç olarak görüyor (11. kriter), bu maddeyi bulmak için harçlığının tamamını harcıyor ve arkadaş çevresinden kopuyorsa (7. kriter); bu durum “kontrollü kullanım” aşamasını çoktan geçmiştir. Pembe Köşk gibi uzman kuruluşlarda uygulanan terapiler, hastanın maddeye yönelten “tetikleyicilerini” tanımasını ve bu kriz anlarında madde yerine koyabileceği yeni davranış modelleri geliştirmesini amaçlar.

Önemli Not: Bağımlılık bir seçim değil, tıbbi bir durumdur. Erken müdahale hayat kurtarır.

————————————————————————–

————————————————————————–

2- Kumar Oynama Bozukluğu: Davranışsal Bağımlılığın Dinamiği

Kumar bağımlılığı, DSM-IV’te bir “Dürtü Denetim Bozukluğu”yken, DSM-5’te madde bağımlılıklarıyla aynı kategoriye alınmıştır. Bu değişim, kumarın beyinde kokain ile benzer ödül mekanizmalarını tetiklediğinin akademik kanıtıdır.

DSM-5 Tanı Kriterleri

Son 12 ay içinde aşağıdaki belirtilerden en az 4’ünün varlığı gereklidir:

  1. İstediği heyecanı duymak için giderek daha çok parayla kumar oynama gereksinimi duyar.
  2. Kumar oynamayı bırakma ya da durdurma girişimleri sırasında huzursuz ya da gergin olur.
  3. Kumar oynamayı denetim altına almak, bırakma ya da durdurmak için yineleyen, sonuç vermeyen çabaları olmuştur.
  4. Sık sık kumar oynama üzerinde düşünür (Geçmiş deneyimler, bir sonraki oyunu planlama vb.).
  5. Çaresizlik, suçluluk, anksiyete ya da depresif duygular içindeyken sık sık kumar oynar.
  6. Parayla kumar oynayıp kaybettikten sonra, kayıplarını geri almak için çoğu kez ertesi gün geri gelir.
  7. Ne kadar kumar oynadığını gizlemek için yalan söyler.
  8. Kumar oynama yüzünden önemli bir ilişkisini, işini, eğitim ya da başarı olanağını tehlikeye atmış ya da yitirmiştir.
  9. Kumar oynaması nedeniyle içine düştüğü umutsuz parasal durumdan kurtulmak için başkalarının kaynak sağlamasına güvenir.
  10. Kumar oynamak için gereken parayı sağlamak amacıyla yasa dışı eylemlere (sahtekarlık, dolandırıcılık, hırsızlık vb.) başvurur.
  11. Kumar oynama davranışı bir manik atakla daha iyi açıklanamaz.

Akademik Not: Kumar bağımlılığında “yakın ıskalama” (near-miss) olgusu, beynin kaybetmeyi bir “kazanmaya yakınlık” sinyali olarak algılamasına neden olur. Prof. Dr. Mehmet Çakıcı’nın belirttiği üzere, Pembe Köşk’teki tedavi yöntemleri bu bilişsel çarpıtmaları hedef alarak yürütülür.

Örnek Vaka: Bir öğrenci, kredi borçlarını kapatmak için “kesin kazanacağını” düşündüğü bir strateji geliştirip (4. kriter) kaybettiğinde, ailesinden gizlice altınlarını alıp tekrar oynuyorsa (6. ve 7. kriter), klinik tablo acil müdahale gerektiren bir bağımlılığa işaret eder. Pembe Köşk bünyesindeki tedavi yöntemleri, bu bilişsel çarpıtmaların (kazanma yanılsaması) Bilişsel Davranışçı Terapi ile düzeltilmesini hedefler.

————————————————————————–

————————————————————————–

1- Alkol Kullanım Bozukluğu: Nörobiyolojik Bir Kölelik

Alkol Kullanım Bozukluğu (AKB), klinik psikolojide sadece aşırı tüketim olarak değil, beynin mezolimbik dopaminerjik yolaklarındaki nöroadaptif bir değişim olarak tanımlanır. Öğrencilerin bilmesi gereken en temel nokta, DSM-5 ile birlikte “kötüye kullanım” ve “bağımlılık” ayrımının kalkmış, yerini şiddeti belirlenebilen tek bir spektrumun almış olmasıdır.

DSM-5 Tanı Kriterleri

Bir bireye AKB tanısı konulabilmesi için aşağıdaki 11 kriterden en az 2’sinin 12 aylık bir süreçte görülmesi gerekir:

  1. Alkolün çoğu kez, istendiğinden daha büyük miktarlarda ya da daha uzun bir süre boyunca alınması.
  2. Alkol kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için sürekli bir istek ya da sonuç vermeyen çabalar olması.
  3. Alkol elde etmek, alkol kullanmak ya da alkolün etkilerinden kurtulmak için gerekli etkinliklere çok zaman ayrılması.
  4. Alkol kullanmaya yönelik çok güçlü bir istek, arzu ya da dürtü (Aşerme).
  5. İşte, okulda ya da evdeki ana yükümlülüklerini yerine getirememeyle sonuçlanan, yineleyici alkol kullanımı.
  6. Alkolün etkilerinin neden olduğu ya da alevlendirdiği, sürekli ya da yineleyici toplumsal ya da kişilerarası sorunlara karşın alkol kullanımını sürdürmek.
  7. Alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, işle ilgili ya da eğlence etkinliklerinin bırakılması ya da azaltılması.
  8. Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda bile yineleyici alkol kullanımı (Örn: Araç kullanımı).
  9. Alkolün neden olduğu ya da alevlendirdiği bilinen, sürekli ya da yineleyici bedensel ya da ruhsal bir sorunu olmasına karşın alkol kullanımını sürdürmek.
  10. Tolerans Gelişimi: İstenen etkiyi sağlamak için belirgin ölçüde artan miktarlarda alkol kullanma ihtiyacı ya da aynı miktar alkolün kullanımıyla etkinin belirgin olarak azalması.
  11. Yoksunluk: Alkol için karakteristik yoksunluk sendromunun (titreme, uykusuzluk, anksiyete, mide bulantısı) gelişmesi ya da yoksunluk belirtilerinden kurtulmak için alkol (veya benzeri madde) alınması.

Vaka Örneği: 35 yaşında bir erkek danışan, sosyal çevresini tamamen alkol odaklı etkinliklere göre seçmeye başlamışsa (7. kriter) ve karaciğer enzimlerinin yükseldiğini bildiği halde “stresini azalttığı” gerekçesiyle içmeye devam ediyorsa (9. kriter), klinik tablo “Orta Şiddette AKB” olarak değerlendirilebilir. Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi’nde bu vakalarda Mehmet Çakıcı kontrolünde uygulanan alkol iğnesi ve BDT temelli tedavi yöntemleri, özellikle aşerme (4. kriter) ve yoksunluk (11. kriter) yönetimi için hayati önem taşır.

Whatsapp
Kıbrıs Ruh Sağlığı Derneği
Kıbrıs Ruh Sağlığı Derneği
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1